Verdiler elime paşaportu
Giydirdiler yarım şortu
Neyleyim ben tenisi kortuS..m
Mersedesi Fortu Yıkılsın diskosu, danse’si
Yılbaşısı, parkı, kermesi
Limon gibi avratlar hepsi
Dayanmadı hala oğluyun parası
Gavurun altında çalışılmaz
Bu memlekette müselman galınmaz
Künde beş ezan okunmaz
Tavuk horuzsuz yumurtlayamaz
Param var, huzurum yok
Anjelikam var, nikahım yok
Gecem var gündüzüm yok
Ruhum aj, gene de garnım dok
Tükçem tevatür değil biliyom
Almancayı yeni yeni söküyom
İh fike daynı aş diyom
Bi de üstüne zopa yiyom
Almanyalısı, Belçikalısı, Hollantalısı
Hepsi de Türkün hastası
Ben bilmiyom da
Bizim Yozgatlı var, onun söyledi keratası
Bir varım bir yokum
Adresim Blumen Ştrase, Bochum
Zabah akşam arbayt
Vermezler püsküü-lokum
Özledim ben köyümün damını
Neyleyim buranın madamını
Almanya emdi ganımı
S..m Klodya’nın ...nı
Duran uruc / Siyah Kahve
Etiketler: Şiir
(Yüzümle karşılaşınca aynalarda, şaşırıp tekrar bakar oldum. Tanıyamadığım ifadeler yerleşmiş, tuhaf. Ağlamaklı desem değil, mutlu hiç değil. Kasvetli sanırım, bir hayli de acılı.)
Aramıza başka bedenler girdi gireli, onarılması imkansız hasarlara gebe kaldı bu ruh, uçurum derinliğinde iltihaplı yaralara. Yanımda olmadığın günlerin acısından daha büyük bir felaket olmadığını düşünürdüm ama değilmiş; yanımdakinin sen olmasını istemekmiş, gözümü kapayıp açtığımda onun sana dönüşmüş olmasını dilemekmiş, mimiklerinde seni bulmaya çalışmakmış asıl felaket. Asıl acı. Gizli güçlerin esiriyken, hayalimle ağladığını, benden kurtulamadığını bilirken, bilmezden gelmekmiş felaketim
.
(Yüzüne bir kere dokunmak için sabırla bekleyen biri var burada; haberin yok, parmaklarının deydiği her tenle mezarımı kazıyorsun.)
Kalbimde hissediyorum acını, sevincini, yeni heyecanlarını; içini hissediyorum. Gözüme gözükmemeni söylediğim günden beri kalbime gözükür oldun; ruhun çarpıntılarım oldu, kurtulamıyorum. Ben, beni barındıramazken içimde, bir de sen… Kolum kangren olsa kesip atarım bulaşmasın diye başka uzuvlarıma, gözümü bile kırpmam; ama şimdi kangren olan sensin içimde. Nasıl atılır ki sökülüp ? Kangrenimsin kalbimde…
jovelia mepriz / Siyah Kahve
Etiketler: Denemeler
Akıllı insan her düşündüğünü söyleyemez. Ama söylediği herşeyi düşünür. Aristo
Edindiğin bilgiler, giysilerine benzememeli, sen yıkanırken akıp gitmemeli. El Biruni
Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. Konfüçyus
Matematikte soru sorma sanatı, yanıt bulma sanatından daha saygıdeğer bir yerde olmalıdır. Georg Cantor
İnsan, armağanını kalbi ile birlikte vermezse ne değeri vardır. Charles Tschopp
Hayat sadece iki şey için güzel; matematiği keşfetme ve öğretme. Simeon Poisson
Size ne yapacağınızı söyleyebilirler, ama ne düşüneceğinizi asla!. Socrates
Ekmekten sonra eğitim, bir milletin en büyük gereksinimidir. Byron
İyi kitaplar okumak, geçmiş asırların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir. René Descartes
Akıllı bir insan herşeyin farkına varır, akılsız bir insan ise her konuda fikrini söyler. Heinrich Heine
Dünyada düzeltebileceğimiz, daha iyi yapmayı başarabileceğimiz, ilk ve en önemli kişi kendimizdir. Huxley
Küçük harcamaları gözden kaçırmayın. Bazen küçük bir delik kocaman bir gemiyi batırır. Benjamin Franklin
Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir. Albert Einstein
Etiketler: Tek Cümle iLe
``Evet atlar son virajı döndü ve progay en yakın rakibi toztay`la arasında ki mesafeyi 3 boya çıkardı``
`.............
Bu sunumu ilgili olanlar hemen bileceklerdir.At yarışları şans oyunu kategorisine girer.Ama gercekte birinciyi belirleyen unsur şans mıdır ?
Dedimya aşına olanlar bu soruya hayır cevabı verecektir.
...
At yarışlarında sonucu belirleyen ilk bakışta üç unsur vardır.
Jokey
At ve zemin.
At`ın iyi olması jokeyin beceriksiz olması karşısında pek bir şey ifade etmeyeceği gibi,jokeyin ne kadar tecrubeli olmasıda meziyetsiz olan bir ata yarış kazandırmayacaktır.Diyelim ki bu iki partner birbirini buldu,üçüncü unsur doğru tercih edilmiş olması gibi bir sorun vardır.Eğer ki koşacak olan at çimende daha iyi bir performans sergiliyorsa onun en iyi jokeyle çamurda birincilik getirmesi diğer atların iki unuru yerine getirmediklerinin işaretidi.Yani şansı yaver gitmiştir.
Şimdi bu at yarışı hakkında verilmiş olan zafere giden unsurlar dayalı analizi yaptıktan sonra,bunu bir toplumun amacı olan muassır medeniyet koşusuna uyarlıyalım.
At = Türk milleti
Zemin=Türkiye
Jokey=ideolojı,yönetim biçimi olsun.
Şimdi unsurların içine girelim,
Türk milleti:
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
M.K.ATATÜRK`ün yapmış olduğu Türk tanımını referans alıp içeriğini incelersek,Türk milletinin zorluklarla mucadele etmede ki meziyetini diğer kaynaklarda savaşçı kimliği olarak tanımlayabiliriz sanırım.Türk milletinin savaşçı kimliğinin yanına tek Tanrı inancına mensup bir kavim eklentisini yapıp,inançla savaşan yada inancı için savaşan bir millet dersek abes kaçmaz.
Hatta, ``Bilge Kağan, bir dönem de Türkler arasında Budizm’i yaymak hevesine kapıldı. Tapınaklar yaparak Türkleri Budist yapmak arzusunu taşıdı. Vezir Tonyukuk, bu düşünceye de karşı çıkarak, Budizm’in insandaki hükmetme ve iktidar duygusunu zaafa uğrattığını, kuvvet ve savaşçılık yolunun bu olmadığını, eğer Türk milletinin yaşaması isteniyorsa bu din ve tapınakların ülkeye sokulmaması gerektiğini söyledi. Bilge Kağan, çok itibar ettiği Veziri Tonyukuk’un tavsiyelerine uyarak, aklından geçen bu planları yapmadı.``gibi bir örnekte verebiliriz.
Kısacası;Türkler savaşçı bir toplum olmakla beraber inançlı,örf ve ananenlerine bağlı bir millettir.
Coğrafya:
Türk milleti,Anadolu'yu bir Türk Müslüman ülkesi haline getirme mücadelesi 26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt zaferi ile mümkün olmuştur.Türk milleti yaşadığı toprakları inancına uygun bir kültürle bezemişlerdir.Anadolu baştan sona Müslüman Türk`ün mimarisi ile donatılıp bu coğrafyada belkide Türk milletine ait izlerin silinmesini imkansız kılmıştır.Ne var ki Türk milleti İslam dini benimsedikten sonra kendi kültürüne ait olup islamın yasak kıldığı unsurları terk etmiş,bunu uygun bir anlayışla islam kültürünü benimsemiştir.Bu coğrafya Müslüman Türk motifleri ile bezeli ve Türk milletinin inançsız bir millet olamayacağının delili olarak nesilden nesile miras kalacak bir yaşam felsefesi olmuştur.
Yönetim biçimi ve ideoloji:
?
Burda ilk iki unsura uygun bir yönetim anlayışı gerekmektedir.Elimizde mevcut olan izm`ler malumunuz.
...................
Bu yazının başında ki at yarışı öreneği bir nevi şans oyunudur.Amaç birinci olacak atı bilmektir.
Ama benim bu yazıda ki amacım yaşadığımız zemin olan anadolu`da,muasır medeniyete ulaşmak isteyen bir toplum için eksik olan diğer unsurun,millete ve coğrafyaya uygunluk gösterecek jokeyin günümüzde hala tartışılan bir meselese olmasına dikkat çekmektir.
Sizlerden istediğim Anadolu`da yaşayan Türk milleti için doğru yönetim biçimini tahmin etmeniz...
Etiketler: Düşünce
ZAMANIN GÖRECELİĞİ BİR KEZ DAHA İSPATLANDI
"NASA: İzafiyet Teorisi Doğru", "Einstein Haklı Çıktı", "NASA İzafiyet Teorisini Doğruladı"…
2004 Ekim ayında gazetelerde yer alan bu başlıklar zamanın göreceliği konusunun bir kere daha doğrulandığına dikkat çekiyordu.
İzafiyet Teorisi'ni günümüzden 86 yıl önce, 20. yüzyılın en büyük fizikçisi olarak nitelendirilen Albert Einstein ortaya atmıştır. Görelilik kuramı olarak da adlandırılan bu teoriye göre uzay ve zaman bir algıdır. Diğer bir deyişle, mutlak zaman diye birşey yoktur. Uzay ve zamanı algılama biçimimiz, nerede bulunduğumuza ve nasıl hareket ettiğimize bağlıdır. Buna göre bir cismin hızına ve konumuna (çekim merkezine olan uzaklığına) göre, zaman hızlı veya yavaş geçmektedir. Bir cisim hızlandıkça (çekim merkezlerinin yakınında) o cismin üzerinde zaman yavaşlamaktadır. Yani hız arttıkça zaman kısalmakta, sıkışmakta; daha ağır, daha yavaş işleyerek sanki "durma" noktasına yaklaşmaktadır.
Bunu Einstein'ın bir örneği ile açıklayalım. Bu örneğe göre aynı yaştaki ikizlerden biri Dünya'da kalırken, diğeri ışık hızına yakın bir hızda uzay yolcuğuna çıkar. Uzaya çıkan kişi, geri döndüğünde ikiz kardeşini kendisinden çok daha yaşlı bulacaktır. Bunun nedeni uzayda hızla seyahat eden kardeş için zamanın daha yavaş akmasıdır.
Bir cismin hızının yanısıra konumu da zamanı etkilemektedir. Genel Görelilik Kuramı, çekim merkezlerinin yakınında zamanın daha yavaş geçtiğini ispatlamıştır.
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, bu gerçeği yine bir ikiz örneğiyle şöyle anlatmaktadır:
"Görelilik kuramı mutlak zamanı çöpe attı. Bir çift ikizi düşünelim. Diyelim ki ikizlerden biri dağın tepesinde yaşasın, ötekisi deniz yüzeyinde. İlk ikiz (yani dağın tepesinde yaşayan) ikincisinden daha çabuk yaşlanacaktır. Yani yeniden karşılaştıklarında öbüründen daha yaşlı olacaktır." (Stephen Hawking, Zamanın Kısa Tarihi, s.54)
Görelilik Kuramı ile, hıza ve konuma göre uzayda farklı zaman dilimleri olduğu ortaya konmuştur.
Einstein'ın 1900'lü yıllarda ulaştığı bu sonuç geçtiğimiz aylarda NASA destekli bir proje ile doğrulanmıştır.
Uydu Yörüngelerindeki Sapma İzafiyeti Doğruluyor
Görelilik kuramının doğruluğu, iki bilim adamı; Ignazio Ciufolini ve Erricos Pavlis tarafından çeşitli ölçümler yapılarak kanıtlandı. NASA, projeye 600 milyon dolarlık bir bütçe ayırmıştı. NASA'nın yetkililerinden olan Erricos Pavlis, "Einstein'ın, Dünya gibi büyük cisimlerin kendi eksenleri etrafında dönerken uzay ve zamanı büktüğünü söylediğini, kendilerinin de bundan yola çıkarak araştırma yaptıklarını" belirtti. Araştırmanın sonucunda ölçüm yapılan uyduların yörüngesinde Dünya'nın dönüş yönünde yılda iki metrelik sapma belirlendi. Yani uydular yörüngelerinden yılda iki metre kadar dışa doğru itiliyorlardı. Bu, Einstein'ın uzay-zaman sürüklenmesiyle ilgili hesaplarıyla %99 uyumlu bir bulguydu. Colorado Üniversitesi fizikçilerinden Neil Ashby bu sonuçla ilgili olarak, "Bu, gerçekten de uzay-zaman sürüklenmesiyle ilgili ilk kesin ölçüm" açıklamasını yaptı.
23 Ekim 2004 tarihli Radikal gazetesinde, bu önemli bulguyla ilgili şöyle bir haber yapılmıştı:
... Pavlis, "Şayet Dünya, etrafındaki uzay-zamanı eğiyorsa, yakınlardaki uyduların yörüngesi değişmeliydi" dedi ve bu düşünceden hareketle LAGEOS-1 ve LAGEOS-2 adlı uyduların yörüngelerindeki sapmayı lazer ışını kullanarak ölçtüklerini anlattı. Pavlis, "Her iki uydunun yörüngesinde de Dünya'nın dönüş yönünde yılda iki metrelik sapma belirledik. Ölçümlerimiz, görelilik teorisinden hareketle daha önce yapılan hesaplara yüzde 99 uydu" dedi. İtalya'nın Lecce Üniversitesi'nden Ignazio Ciufolini ve ABD'deki Dünya Sistemleri Teknolojisi Birleşik Merkezi'nden Pavlis, 11 yıl iki uydudan gelen lazer sinyallerini inceledi.
Einstein, uzay-zamanın maddeden ayırt edilemeyeceğini, maddi cisimlerin varlığıyla koşullandığını ve güçlü çekim gücü yaratan cisimlerin yakınında uzayın 'eğrildiğini' iddia etmişti. Einstein'ın teorisi şimdiye dek birçok açıdan doğrulandı…
Buraya kadar kısaca özetlediğimiz bilgilerden ortaya çıkan sonuç, zamanın algı olduğu gerçeğinin bir kez daha ispatlanmış olmasıdır. Bu gerçek, asırlar önce Kuran'da haber verilmiş bir bilgidir.
Zaman Algısı
Zaman algısı aslında bir anı başka bir anla kıyaslama yöntemidir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Bir cisme vurduğumuzda bundan belirli bir ses çıkar. Aynı cisme beş dakika sonra vurduğumuzda yine bir ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses arasında bir süre olduğunu düşünür ve bu süreye "zaman" der. Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece hafızasında var olan bir bilgidir. Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır.
Aynı şekilde kişi, bir odaya kapısından girip sonra da odanın ortasındaki bir koltuğa oturan bir insanı gördüğünde, kıyas yapar. Gördüğü insan koltuğa oturduğu anda, onun kapıyı açması, odanın ortasına doğru yürümesi ile ilgili görüntüler, sadece beyinde yer alan bir bilgidir. Zaman algısı, koltuğa oturmakta olan insan ile bu bilgiler arasında kıyas yapılarak ortaya çıkar.
Kısacası zaman, beyinde saklanan birtakım hayaller arasında kıyas yapılmasıyla var olmaktadır. Eğer bir insanın hafızası olmasa, beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolayısıyla zaman algısı da oluşmaz. Bir insanın "ben otuz yaşındayım" demesinin nedeni, beyninde söz konusu otuz yıla ait bazı bilgilerin biriktirilmiş olmasıdır. Eğer hafızası olmasa, ardında böyle bir zaman dilimi olduğunu düşünmeyecek, sadece yaşadığı tek bir "an" ile muhatap olacaktır.
Zaman bir algıdan ibaret olduğuna göre de, tümüyle algılayana bağlı, yani göreceli bir kavramdır. Zamanın göreceliği, rüyada çok açık bir biçimde yaşanır. Rüyada gördüklerimizi saatler sürmüş gibi hissetsek de, gerçekte herşey birkaç dakika hatta birkaç saniye sürmüştür.
Konuyu biraz daha açıklamak için bir örnek üzerinde düşünelim. Özel olarak dizayn edilmiş tek pencereli bir odada oturup, burada belirli bir süre geçirdiğimizi varsayalım. Odada geçen zamanı görebileceğimiz bir de saat bulunsun. Aynı zamanda odanın penceresinden güneşin belirli aralıklarla doğup-battığını görelim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, o odada ne kadar kaldığımız sorulduğunda vereceğimiz cevap; hem zaman zaman saate bakarak edindiğimiz bilgi, hem de güneşin kaç kere doğup battığına bağlı olarak yaptığımız hesaptır. Örneğin, odada üç gün kaldığımızı hesaplarız. Ama eğer bizi bu odaya koyan kişi bize gelir de, "aslında sen bu odada iki gün kaldın" derse ve pencerede gördüğümüz güneşin aslında suni olarak oluşturulduğunu, odadaki saatin de özellikle hızlı işletildiğini söylerse, bu durumda yaptığımız hesabın hiçbir anlamı kalmaz.
Bu örnek de göstermektedir ki zamanın akış hızıyla ilgili bilgimiz, sadece algılayana göre değişen referanslara dayanmaktadır.
Kuran'da İzafiyet
Görüldüğü gibi zamanın göreceliği konusu ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak yazının başında da belirttiğimiz gibi bu gerçek, yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır. O döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram olduğunu, ortama göre değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Ama ünlü bilim adamı Albert Einstein, görecelik kuramı ile bu gerçeği açık olarak ispatladı. Zamanın, kütleye ve hıza bağımlı bir kavram olduğunu ortaya koydu. Daha önce hiç kimse bu konuyu açıkça dile getirmemişti.
Kuran'da ise -Kuran'ın indirildiği dönemde hiçbir insan tarafından bilinmeyen- bu gerçek haber verilmişti. Kuran-ı Kerim ayetlerinde zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler vardı. Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz:
... Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (Secde Suresi, 5)
Melekler ve Ruh (Cebrail), O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4)
610 yılında indirilmeye başlanan Kuran'da böylesine açık bir şekilde zamanın göreceliğinden bahsediliyor olması, onun İlahi bir kitap olduğunun bir önemli delillerinden biridir.
İzafiyet ve Materyalistlerin Büyük Yanılgıları
İzafiyet Teorisinin doğrulanmış olmasının önemli bir sonucu da materyalistlerin "mutlak zaman-sonsuz evren" iddialarının geçersizliğini bir kez daha ortaya koymuş olmasıdır. Materyalistler, maddenin yanı sıra zamanın da mutlak olduğunu, yani sonsuzdan gelip sonsuza gittiği yanılgısını savunurlar. Bu çarpık anlayışa dayanarak da kaderi, ahiret gününü, cenneti ve cehennemi reddetmeye çalışırlar. Oysa bugün modern bilim, maddenin olduğu gibi, maddenin bir türevi olan zamanın da maddeyle birlikte yokluktan var edildiğini ve zamanın da bir başlangıcı olduğunu ispatlamıştır. Aynı zamanda, zamanın izafi (göreceli-rölatif) bir kavram olduğu, materyalistlerin yüzyıllardır zannettikleri gibi değişmez ve sabit olmadığı, değişken bir algı biçimi olduğu da bu yüzyılda ortaya çıkmıştır. Zamanın ve mekanın izafiyeti Einstein'ın "İzafiyet" teorisiyle kanıtlanmış ve bu gerçek bugünkü modern fiziğin temelini oluşturmuştur.
Sonuç olarak, zaman ve mekan mutlak olmayan, başlangıçları olan, Allah'ın yoktan var ettiği kavramlardır. Zamanı ve mekanı yaratan Allah, elbette ki bunlara tabi değildir. Allah, zamanın her anını zamansızlıkta belirlemiş, tespit etmiş ve yaratmıştır. İşte materyalistlerin akıl erdiremedikleri "Kader" gerçeğinin özü de buradadır.
Bizim için geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanacak olan olayların tümü, zamana tabi olmayan, zamanı yoktan var eden Allah'ın bilgisi ve hakimiyeti dahilindedir.
Kuran'ın 1400 yıl önce bildirdiği ve iman edenlerin gönülden inandıkları gerçekleri bugün modern bilim de doğrulamakta ve Kuran'ın Allah'ın sözü olduğuna bir kere daha şahitlik etmektedir.Etiketler: Düşünce
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa