“…Hoş geldin bebek Yaşama sırası sende…”* Bomboş bir beyaz sayfayla baş başasın.
Az sonra zihninden akan spermler bu kağıdı dölleyecek ve sen de aslında hiç birini görmeden ilettiğin bu düşünce hücrelerinin başka zihinlerde filizlenmesini seyredeceksin.
Belki birer fidan olacaklar, belki de öylesine sararıp solacaklar. Çağlar sonrasına akıtabileceğin düşüncelerin sadece bu çağın üzerinde olanlardır unutma.
Bu çağ? Nasıl bir düşünce kombinasyonu kurabilirsin ki bu çağ üzerine? Nedir asıl arzun? Büyük bir adam olmak mı? Ya da osuruktan bir ödülle zihninin “oldum ben” deyişini seyretmek mi? Nedir tam olarak hissettiklerin ya da düşüncelerin?
Sadece yazmak mı, yazarken çoğalmak mı? Ardında birilerine bir şeyler bırakmanın verdiği hazzı ardını göremeyerek nasıl alabilirsin ki? Aslında senin tam olarak yaptığın şey sadece kendini düşünmek. Yaratana inat, yarattıklarına inat, sana verdiği aklı nefsinle birleştirip başka düşüncelere tecavüz etmek! Zevk alıyorsun bundan öyle değil mi?
Aslında karaladığın her satırın ve her harfin senin düşünce ve bilgi birikimlerin olduğunu bilip, istekli isteksiz okuma yazma bilen herhangi bir kişinin o an düşüncelerinin içinde yankılandığını hissetmenin verdiği tarifsiz haz bu. Bir çeşit hedonizm bu düşünsel eylemlerinin adı -ki yazmak aslında tali amaç-.
Hele o son noktayı koyduğun anda hissettiklerin, “işte budur” deyişin. Beyninin içindeki uçuşan milyonlarca düşüncenin o an doğru bir şekilde parmaklarının ucundan kağıdına dökülmesini seyretmek. Silmediğin ya da aldırmadığın sürece senden bir parça olarak bu dünyada bir yerlerde kalacağını bilmek bu çocukların.
Nasıl bir egoizmdir ki bu çağlar ve nesiller boyunca adına “kültür” denmiş bu düşünsel piç kurularının. Üzerine yorumlar eklenmiş, her gelen bir öncekinin üzerine eklemiş bir şeyleri ve ne olduğu, ne için olduğu belirsiz sözüm ona insanlık yararına olan binlerce savaş yapılmış uğrunda; asıl sebepler gizlenerek.
Gen bencildir kardeşim bunu sakın unutma. Gen bencil; düşünceler genlere gebe. İkili bir açmaz bu, ikisinden biri olmasa bir diğeri zaten yok. Tabiata bir bak. Her yerde birileri kendi genini aktaracak bir başka dişil organizmayla temas halinde. Kültürler sürülen ve de süren arasında bir ilişkiye gebe. Her tarafta etkenlik ve edilgenlik var. Ya sonsuza kadar etken olacaksın ya da sonsuza kadar edilgen.
Taraf olma vakti geldi belki. Bu yazının ardından kalemine sarılıp bir şeyler karalayacaksın etken olmak için. Aslında edilgen bir anına denk gelen ve zihnini dölleyen bu düşüncelerin içinde uyandırdığı öfke ya da sevgi tohumları bunlar. Sahibi bir başkası olan, acı ama gerçek. Gen bencildir, düşünceler daha bencil.
Şimdi derin bir nefes al ve ardından, bırak tabiatı “-izm”lere bak! Milyarlarca insan beyninde, ölüler tarafından sunulmuş düşünce genlerinin canlanışlarını seyret. Av mısın avcı mı? Kararını ver. Çünkü senin kum saatinde dökülen her kum tanesi seni başkalaştırıyor. Uyan artık ey gafil zaman sende, sen zamanda kilitli kalma.
Çağların üzerinde, senin sana biçtiği role uyan!“…Hoş geldin bebek Yaşama sırası sende…”**Nazım Hikmet Ran
Gökhan Yirmiki /Siyah kahve
Etiketler: Denemeler
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Her ne kadar izin almadan yayınlanmış olsanız da yazımın birileri tarafından beğenilip de bloguna koyması üstelik altına ismini ve kaynağını yazacak kadarince olması beni çok mutlu etti. çaışmanızda başarılar ve çok teşekkürler.
Adsız dedi ki...
26 Mart 2010 11:54